.

<seyyidzilan.net>

 

MÜRŞİD-İ KAMİL ve ÖZELLİKLERİ

Âlimlerin örfüne göre, bütün ilim sahipleri kendi meslek alanlarinda derecelere tabi tutulmuslardir. Her biri Allah'a davet makami sayilan bu ulvi meslek, gerek ayet ve gerekse hadislerde övülmüs bir meslek olup, Peygamberligin subesi niteliginde ele alinmistir. Bundan maksat, Peygamberlerle Âlimlerin mesleklerinin ayni oldugudur. Ancak aralarinda tek fark, derece ve rütbe farkidir. Bunu böylece ortaya koyduktan sonra, Tasavvuf mesleginde Âlimler, Serzakir, Halife, Seyh, Üstad, Mürsid, Mürsid-i Kamil, Pir gibi kavramlarla tarif edilirler. Bu tarifler de seviyeye göre yapilan bir derecelendirme tasnifidir.

Mürsid-i Kamil zât o kimsedir ki, Ilme'l-Yakin'den, Ayne'l-Yakine, Ayne'l-Yakin'den Hakka'l-Yakine vasil olan, Cenab-i Zül celal Hazretlerinin zâtinda degil, sifatlarinda Fani olan, Rasulullah (sav) Efendimiz tarafindan da kendisine hil'at giydirilen, basina taç konulan, insanligi irsad etmek için manen görev verilen kimsedir. Kamil bir Mürsid, Velayet yahut Veraset nuruyla nurlanmistir. Bu sebepten ötürü “Varis-i Nebi” Makami ile sereflendikleri için, sekline, suretine seytanin giremedigi seçilmis zâtlardir.

Mürsidi Kamil, insanlari Allah-ü Teâlâ'ya vuslat etmek vazifesi olan ve Rasulullah Efendimize hakiki varis kilinmis kisidir. Böyle bir mürsid-i Kamil, yine üstadi olan baska bir mürsidi kâmil tarafindan yetistirilir ve bu üsdatlar silsilesi ta Rasulullah (sav) Efendimize kadar uzanir.

Her Mürsidi Kamil manevi olarak icazet alir. Mana âleminde Rasulullah (sav) tarafindan vazife ve icazet verildikten sonra, Rabbimiz ilmi ledünden onun kalbine akitir. Böylece Mürsidi Kamil, peygamber varisi olarak insanlarin nefis terbiyesine ve Allah'a vuslat bulmalarina vesile olur.

Mürsidi Kamil olan zâtlar, Hem zahir, hem de batin olarak Rasûlullah (sav) Efendimizin tamamen varisidirler. Mana âleminde icazetlerini Rasûlullah (sav) mühürlediginden bu zâtlar, mahfuzdurlar, yani hifz olunurlar.

Rasulullah (sav) Efendimizin:

“Âlimler peygamberlerin varisleridir”

“Benim ümmetimin âlimleri Israil ogullarinin peygamberleri gibidir .”(Aclûnî, Kesfü'l-Hafâ) buyurdugu zümre Mürsidi Kamillerdir.

Üstadimiz, sultanimiz, asrimizin manâ günesi Kasım Baba (ks) Aziz Hz.leri Kamil bir zâtin mühim özelliklerinden bahsederken yine söyle buyurdular;

Mürsidi Kamil olan zâtlar kabirde çürümezler, Mürsidi Kamil olan zâtlardan bazilari, Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin Cemal sifatina mazhar olurlar bazilari da Celal sifatina mazhar olurlar. Öyle ki Celal sifatina mazhar olan evliyanin kabirlerinin yerini dahi degistiremezler. Mürsidi Kamil zât kendisine müntesip olan kisinin son nefeste kelimeyi sahadet söylemesine, imanli gitmesine vesile olur, Rabbimiz bana vesile ile gelin buyuruyor. Allah(cc) ve Peygamberler(as) arasinda Cebrail (as) vesile oldu, Peygamber (as ) de Allah (cc) ile insanlar arasinda vesile oldu, Efendimiz (sav) Hadisi seriflerinde;

“ Muhammed'in nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, hiç süphesiz, Allah'u Zülcelal'in en sevgili kullari; Allah'i kullarina, kullari da Allah'a sevdiren, yeryüzünde hayir ve nasihat için dolasanlardir” (Beyhaki) buyurmustur.”

Mürsidi Kamil olan bir zât Allah'in izni ile ve indi ilahiye deki degeri hürmetine dervislerine Ahirette üç türlü yardimi olur.

1. Sirat köprüsünde

2. Mahser yerinde

3. Peygamberimizin Livaül Hamd sancagina götürmek için vesile olur.

Efendimiz (sav) Hz.leri;

“ Benim ümmetimden çok büyük bir topluluga sefaat eden olacaktir. Yine benim ümmetimden bir kabileye sefaat eden olacaktir. Yine benim ümmetimden birkaç kisiye sefaat eden olacaktir. Taki(hepsi)cennete gireceklerdir .(Tâc) buyurmustur.

Üstadimiz Kasım Baba Hz.leri devaminda söyle buyurdular;

Rasulullah Efendimiz (sav)bir Mürsidi Kamile görev verirken üç seyi de yaninda verir. Bir kamçi, bir kitap veya bir ayna verir, dervislerini gösterir, bir çanta içinde ameliyat aleti verir, eger sana tâbi olanlardan göz zinasi varsa gözünü ameliyat et, sehveti varsa sehvani arzusunu al buyurur ama o kisinin talip olmasi lazim, verilen reçeteleri yerine getirmesi lazimdir.

Hatirlatma; Üstadimizin burada bahsettigi malzemeler dünya aletlerine benzemez insanlar tarafindan anlasilsin diye bu ifadeler kullanilmistir, keyfiyeti ehline malumdur

Üstadimiz Kasım Baba (ks) Aziz Hz.leri burada bir Kamil Mürsidin mana ikliminde nasil bir liyakat elde ettigini kendi tecrübesi ile ortaya koymus bulunuyorlar. Mürsid; kendisi ilim ve amel bütünlügü içerisinde sahsi olgunluga eristigi gibi, halki da bu minval üzere egitip yetistiren kimse demektir. Mürsidlik makami, hakikatte Allah'a davet makamidir. Mürsid; Allah'a davet hususunda Peygamberlerin varisi durumundadir. Mürsidler, Peygamberlerin sundugu bu Ilahi mesajlari Ser'i ölçülere göre yorumlayan kimselerdir. Nitekim böylesi zâtlarin sürekli var olacagi, Kur'an'da su ayetle belirtilir:

“ Bizim yarattiklarimizdan öyle bir Ümmet vardir ki, bunlar, daima Hak'ka ileten ve Adaleti Hak ile yerine getiren kimsedirler .” ( A'raf /181)

Mürsid-i Kamillerin bir baska özelligi de Kalp mütehassisi olmalaridir. Üstadimiz bu konuda buyurdu ki:

“Mürsid-i Kamil olan zâtlarin dervislerinden hal ehli olan olursa, o dervis kalpten anlarsa, dünyanin neresinde olursa olsun dervisi ile kalben konusur. Kalpten anlamayan olursa, ona da lisanen konusur. Her ikisinde de konusma yetkisi vardir. Sükût ettigi halde, basireti olan, hali anlayan, nerede dervisi varsa, maneviyati varsa, onunla görüsür, sorusuna cevap verir. Anlamiyorsa lisanen söyler bu da kulaga hitab eder.”

Allah-ü Teâlâ'nin bu zâtlara ihsan ettigi sayisiz nimetlerden biri de budur. Abdülaziz Debbag Hazretleri, Ahmed b. Mübarek Hazretlerine: “Seni günde bes yüz defa gönlümde hatirlamazsam, Allah katinda dereceden düserim” der. Ahmed b. Mübarek de: “Üstadimiz bize öyle yakin olurdu ki, bazi zaman O'nun mübarek nefesini yanimda hissederdim” demektedir. Demek ki Velilerde bu haller vardir. Bundan sonra buyurdu ki:

“Mürsid-i Kamil olan bir zâtin dervisleri ayri ayri ülkelerde, sehirlerde, köylerde, kasabalarda olursa olsun, eger sikintiya düsseler veya sekerat halinde olsalar dahi, Allah'in izni ile o dervislerinin hepsine ayni anda yetisebilecek maneviyati vardir.”

Mürsid-i Kamil zâtlarin mühim özelliklerinden biri de, Allah'in izni ile Allah'in kullarina manen yardimci olmalaridir. Esasen onlarin sahsinda zuhur eden bu hadisenin yaraticisi Allah'tir. Ancak Rabbimiz onlari bu konuda vasita kilmis olmaktadir. Burada asil olan, Allah'in merhametidir. Allah-ü Teâlâ kullarina merhameti ile muamele etmek ister. Bunun için de, salih kullarinin muhabbet ettiklerine, Allah (cc) da muhabbet eder.

Mürsidi Kamil olan zâtlarin bir baska özelligi de her yaptiklari isi manevi müsaade ile yapmalaridir. Zira Onlar yeryüzünde Hakkin görünen yüzüdür. Allah-ü Teâlâ Hz.leri bu kullarini muhafaza eder ikaz eder.

Müslümanlar asirlardir yol gösterici Mürsidlerin rehberligi ile Dinlerini yasama ve yasatmaya gayret etmislerdir. Zira geçmis ümmetler bu esasa riayet edemedikleri için Dinlerini tahrif edenlere mani olamamislardir. Ama bu Ümmet, Din büyüklerine duyduklari güven sayesinde, her seye ragmen dinlerini ayakta tutabilmektedirler.

 

Niçin Mürşidi Kamile İhtiyaç Vardır
 

Kulun yüksek makamlara erismesi, ancak su iki seyden birisi ile mümkün olur: Ya Ilahi bir cezbe, ya da Sadiklardan olan seyhlerden birinin elinde sülûk etmekledir. Hususi bir cezbe herkes için söz konusu olmayabilir. Fakat digeri için bir engel yoktur. Bir Mürsid-i Kamil'in elini tutup hizmetine girildigi, emirleri tutulup canla, basla çalisilmaya baslandigi zaman, salik, sanki annesinden yeni dogmus gibi olur. Artik Mürsidi onun manevi babasi ve terbiyecisidir. Allah'a giden yolda yegâne vasitadir.

Tasavvuf yolunun büyükleri, Allah'a giden yolda kendisine yol gösterecek, rehberlik edecek seyhin, Allah'in kapilarindan bir kapi olduguna isaret etmislerdir. Bu yola giren bir kimsenin, seyhini böyle görmesi, müridligin ilk basamagidir demislerdir. (Adab) Imam-i Sa'rani'den yapilan bir açiklamaya göre; “Ehl-i tarik, insani Allah'in huzuruna kalb huzuru ile çikmaktan men eden kötü sifatlardan temizlenmeye irsad edecek bir mürsid-i kâmile intisab etmenin mutlaka zaruri oldugunda icma ve ittifak etmislerdir” diye bildirilmistir. (Adab)

Mürsidi Kamile bir Peygamber gibi vahiy gelmiyor. Ve bir Peygamber gibi vahiy teminati altinda da degildir. Bundan kasit, bir Peygamber gibi mucize ortaya koymak mecburiyetinde görülemezler. Bununla beraber onlar Allah'in ordularindan bir ordudur. Allah'in ordulari ise, O'nun bilgisi dâhilindedir. Nitekim:

“Rabbinin ordularini kendisinden baskasi bilmez. Ve o insan için ancak bir ögütten ibarettir .” (Müddesir /31) buyurulur.

Bazi bilginlerin açiklamasina göre ‘Rabbin Ordulari'ndan maksat bunlar Allah'in Velilerini olusturan topluluktur. Asirlardir onlarin Islam toplumundaki serefli yerini ve faziletlerini, gerçek ilim adamlarindan kimse inkâr etmemistir. Rabbimiz (cc) buyurur ki:

“ Dikkat ediniz! Allah'in velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar ” (Yunus /62)

Öyleyse, kendini bos seylerle oyalama. Bu yolun yol kesicilerine takilarak, gerçek saâdetten mahrum olma. Bilgisi kendisine fayda saglamayan, Islam'in edeb kültüründen mahrum ve nasipsiz kimselerin telkinleri seni oyalamasin. Faziletine inandigin bir mürsidin himmetine erismek için acele etmelisin.

Peygamberler ile (Allah cümlesine salât etsin) Evliyaullah'in meslekleri aynidir. Aralarindaki tek fark, Peygamberlerin ihtisas sahibi olmalari, delil ve hüccet getirmede mucizeye kadir olmalari ile Evliyaullah'in onlara bagli bulunmalaridir. Nasil ki peygamberlerin yolunu kesen yol kesiciler varsa, Allah dostlarinin kapisina giden yolu kesenler de eksik olmayacaktir. Mevlana Halid el-Bagdadi (ks) der ki:

“Kalb ehli tarafindan gözetilmek isterseniz, inkâr ehlinin sözlerine kulak asmayiniz. Allah (cc)'un bir kulundan yüz çevirdiginin alametlerinden biri de, O kulun velilerin haysiyet ve sereflerine dil uzatmasidir. Bu söz büyüklerin kelamidir. Kim velilerin aleyhinde konusulan sözlere kulak verirse, o da onlardan sayilir.”

Yeryüzü kiyamete kadar Allah'in evliyasi ile sereflenecektir. Evliya Velinin çoguludur. Veli ise, araya isyan karismamak üzere taati devam eden kimsedir. Bir baska manada ise Veli, kendisine Allah'in ihsani araliksiz olarak devam eden kimsedir. Bir kimsenin hakikatte Veli olabilmesi için, bu iki vasfin gerçeklesmesi lazimdir. Peygamber nasil masum ise, Velinin de Allah tarafindan korunmus olmasi lazimdir. (Reddü'l-Muhtar )

Mürsid-i kâmil olan zâtlar hakkinda söylenmesi gereken söz; onlarin vasiflarinin Allah Teâlâ'nin korumasi altinda oldugunu kabul etmektir.

Mürsid-i Kamiller Allah'in yeryüzündeki eminidirler. Onlarla beraberlikte çok hayir ve bereket vardir.

“Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadiklarla beraber olun” (Tövbe/119)

Mürsid-i Kamiller kalp mütehassisidirlar. Kötülügü emreden nefsin hile ve desiselerine karsi gelistirdikleri metodla, kalpleri tamir etmede Allah onlara kabiliyet vermistir. Sen, dinin emrettigi farzlari, vacibleri ve diger hususlari, bir fikih âliminden alip ögrenebilirsin. Mesela Islam akaidini bir kelam âliminden ya da Ilm-i Kelama ait bir eserden ögrenebilirsin. Ama kalbinde olusan firtinalari, Kamil bir Mürsidin verecegi bir reçeteyle durdurabilirsin. Alimlerin ihtisas alanlari degisik degisiktir. Nasil ki kalp doktoru, ameliyat doktorunun sahasina karismazsa, bilginler de, kendi ihtisas alanlarini asan hususlara girmezler. Girmemelidirler. Çünkü bu Fizik ilmi degildir. Din ilmidir. Bu bakimdan, asrin getirdigi birtakim tereddütler, kalplerde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu tereddütleri gidermek için, mutlaka bir mürside ihtiyaç vardir. Efendim böyle bir zamanda bunlara ne gerek var! Denilemez. Gerçek saâdete, ilim ve amel bütünlügü ile ulasilir. Bu bütünlük, kalpte gelismedikçe, bedene tesiri olmaz. Öyleyse, vasiflarini belirttigimiz Mürsid-i Kamillere giderek, bu ihtiyaç giderilmelidir.

Asrimizin mana sultani yolumuzun isigi Üstadimiz Kasım Baba (ks) Aziz Hz.leri Mürsidi Kâmile olan ihtiyacin önem ve ehemmiyeti hakkinda söyle buyurdular.

Bazi âlimler, ulemalar Kuran'a ve sünnete bagli oldugu müddetçe ehli tasavvuf gibi yasayanlarda da Cenabi-i Zül celal Hazretlerinin evliyasi olur, diyorlar evet dogrudur. Fakat bu nadirattandir. Tarikata girenler ile girmeyenlerin arasindaki fark dagdaki olan meyveyle bahçedeki olan meyvenin arasindaki fark gibidir, çünkü bahçede yetisen meyvenin bir bahçivani olur. Topragini havalandirir, temizler gübresini atar suyunu verir, asisini yapar. Çiçeklendigi zaman onun flitini verir, haserelerden korur. Mümbit bir sey olur.

Ama diger taraf da kendi basina zikreden, ne nefsi levvamede oldugunu bilir ne mülhimede oldugunu bilir. Oda meyvedir ama bu meyve kendiliginden olur, sahibi olan meyve gibi olmaz. Doktoru olan hastayla doktoru olmayan hasta gibidir. Doktoru olan hasta ilaçlarla ameliyatla tedavi olur. Doktoru olmayan da sabir Allah sabir Allah der. O hastaligi çeker. Yinede Allah'a dost olur ama çeke çeke gider.

Mürsidi Kamile bagli olan ise sihhatli gider. Baska bir misal verecek olursak; nasil devletin askeriyesi varsa nasil orduda bir çavusun, onbasinin, basina bir sikinti gelse bir tehlike olsa o ordunun generali hemen emir verir ve birden o sikinti çözülür. Sivilde ise kahvede birini öldürseler onun katilini bile bulamiyorlar. Niye, sahiplenen yok Degil mi. Iste Tarikata giren insanda manevi askerdir. Manevi askerinde bir arayani olur. Maneviyat, evliyaullah da onlari arar, onlari kollar ve gelecek hadiseleri onlara bildirir ve uyarir aradaki fark budur.

Yunus Emre Hz.leri “Seyhi Olmayanin Seyhi Seytandir” buyuruyor.

Bu sözün manasi sudur. Müslüman eline bir mecmua aliyor, kalbin açilmasi için bin defa Ya Fettah çekeceksin ve yahut isinin olmasi için su kadar esma çekeceksin diye okuyor. Bu arada ruhi sultani genisliyor ama bu seferde nefis ve seytan daraliyor. Daraldigi içinde Allah'in varligina birligine sek süphe yaptirmaya basliyor. Akli fikrine, fikride kalbine diyor ve konusmaya basliyor. Seytan ve cin bu insana musallat oluyor. Onun için insana bir rehber gerekiyor. Bizlere Fikih ilmi ile isik tutan mezhep sahibi büyük imamlarimiz dahi bu manevi ihtiyacin gerekliligini anlamislar.

Imam-i Azam Ebu Hanife Hazretleri, Bu mübarek, Cafer-i Sadik Hz.lerine intisap etmis ve su sözleri söylemistir:

Ömrümün son iki senesinde, Cafer-i Sadik Hazretlerine intisap etmeseydim, hüsrandaydim, buyurmustur. Buradaki, hüsran olmak manasi, yanlis anlasilmasin, ahiretini kaybetmis anlaminda degildir. Ancak buna su sekilde bir örnek verebiliriz.

Nasil ki, askeriyede, bir astegmen, albayliga kadar yükselebiliyor, ondan sonra general olabilmesi için kurmaylik sinavina girmesi gerekir. Yoksa general olamaz, albayliktan emekli olur. Ayni bunun gibi, maneviyatta da, erinden generallige kadar gidilir. Iste manevi general olabilmek için, Allah'a vuslat bulmak için, illaki bir gönül dostu, bir mürebbi sarttir. Iste, Imam-i Azam Hazretleri de, bir gönül dostu olan, Cafer-i Sadik Hazretlerine intisap edip, tabi olmus. Kendisine manevi haller, kesif ve kerametler verilmis, o nese ve muhabbet ile Hakk'a âsik olmustur. O'na, dost, Muhammed-il Mustafa ya yar olmustur. Kendisi bu güzellik ve hakikati, ancak Cafer-i Sadik Hazretlerine intisap ettikten sonra, ona tabi olduktan sonra, yakalamis ve onun için bu ask ve vecd halinden uzak geçen ömrünü, hüsrana ugramis olarak nitelendirmistir.

Ayni sekilde, yine, mezhep sahibi olan, Imam-i Safi Hazretleri ve Imam-i Ahmet bin Hanbel-i Hazretleri de, Ümmi bir zât olan, Seyban-i Rai (ks) Hazretlerine müntesip olmuslardir.

Yine büyük Âlim ve Müfessir olan Imam Sarani Hz.leri de Ümmi bir zât olan Ali Havas (ks) Hz.lerine intisap etmistir. Hem Mezhep imamlarimiz da, hem de diger büyük ilim sahibi imamlarimizda da tarikat'a suluk edenler çoktur. Çünkü Tarikat Seriat'tan ayri bir sey degildir. Beraberlerdir.

Hakikate ve marifetullah'a ulasabilmek için ancak gerçek bir Mürsidi Kâmilin terbiyesinden geçmek gerektir.

 

Mürsid-i Kamile Görev Verilisi  
 

İmamı Azam Hazretleri

Beyazıdı Bistami Hazretlerine

senin icazetin senin alacağın maneviyat Caferi Sadık Hazretlerindedir git oradan al buyurmuştur

Beyazıdı Bistami Hazretleri Caferi Sadık Hazretlerinin kabrinden almıştır

 

Üstadimiz Kasım Baba Hazretleri buyurdular ki:

“Mürsid-i Kamil olan zâta Peygamberler (as), Piranlar ve diger Evliyaullahin huzurunda görev tevdi edilir. Bu görev “IRSAD” vazifesi hakkindadir. Bundan maksat, hepsinin bu zâti tanimasi ve bilmesidir.”

Bütün Mürsid-i Kamil zâtlar bu mana ikliminde Maneviyat ehlinin huzurunda, Rasulullah (sav)'in onayi ile bu yüce vazifeye tayin olmuslardir. Nitekim Üstadimiz dahi bu usul ile vazifelendirildigini söylerdi. Ehlullahin bu durumunu adeta tasvir eder manada buyurulan bir hadis vardir ki söyledir:

- Allah bir kulunu sevdiginde Cebrail (as)'a, söyle seslenir:

- Ben filan kulumu sevdim. Onu sen de sev!” der. Cebrail (as)'da o kimseyi sever. Ve ayni seyi Semada ilan ederek:

- Allah (cc) filan kimseyi seviyor, siz de seviniz” der. Sema ehli de onu severler. O kimsenin sevgisi, dünyada bulunanlara arz edilir. Allah bir kuluna bugz ettigi zaman da Cebrail (as)'i çagirir ve:

- Ben filan kimseye bugz ediyorum, sen de bugz et!” der. Cebrail (as)'da bugz eder. Sonra sema ehli arasinda:

- Allah filan kimseye bugz ediyor, siz de bugz ediniz!” diye çagrida bulunur. Onlar da bugz ederler. Sonra bu kisi, yeryüzündekilere bugz edilmek üzere arz olunur. ( Tacü'l-Usul)

Allah dostlarina karsi insanlarin sergiledikleri sevgi, esas olarak bu hadiste bahsi geçen noktadir. Özellikle Kamil Mürsit'lerin halk üzerindeki nüfuzlari, böyle manevi bir destek sebebi iledir. Tasavvuf ehli bu konuda bu hadisi delil getirmislerdir. Üstadimizin bahsettigi bu husus, Rasulullah (sav) Efendimizin belirttigi bu hadisin pratik bir yorumu niteligindedir.

Bundan sonra Üstadimiz Mürsid-i Kamil zâtlarin, Manevi Ameliyat oluslarindan bahsederek söyle buyurur:

“Mürsidi Kamillere görev verildigi zaman, Allah Teâlâ kendi evlatlarina olan sevgisinin bir baska boyutunu, kendisine uyan Talib ve Müridleri hakkinda kendisine verir. Böylece Taliplerini de kendi evlatlari gibi severler. Kamil-i Mürsidlik göreviyle birlikte, Taliblerine karsi cinsel bir duygu hissetmez. Kendisinden bu tür sevgiler tamamen alinir.”

Üstadimiz Kasım Baba Hz.leri, Kamil Mürsidlerin gerçekten çok ayri bir özelligini belirtmistir. Eskiden Osmanli Devleti zamaninda, Mesihat Dairesi tarafindan bütün Seyhler teste tabi tutulur ve bu testin neticesinde O Seyh hakkinda müsbet veya menfi bir karara varilirdi. Ele alinan meselelerden biri de bu “Manevi Ameliyat” konusudur. Bu gün böyle bir müessesenin yoksuzlugu sebebi ile bu müesseseler basibos bir halde seyredip gidiyor.

Bu nokta oldukça mühim bir noktadir. Dinde kendisine güven duyulacak, yüzüne bakildigi zaman Allah ve Resulü hatirlanacak, bakislarinda ibret, halinde heybet, sözlerinde hikmet olgusu olacak kimseler, iste bunlardir. Buna da manevi bir lütuf olmazsa, insanin bu kivami elde etmesi mümkün degildir.

Her safiye makamina gelen zatlar Mürsid-i Kamil olmaz. Ancak Peygamber (sav) Efendimizin vazife verdigi kisiler müstesna. Iste nefsi safiye makamin da olup ta irsad ile görevlendirilmeyen fakat nefis meratiplerini tamamlamis zevata “Kümmeliyni Veliyullah” denir.

Bir kâmili mürside manen görev verilmesi su sekilde açiklanmistir.

Hazreti Seyyidil Enbiya aleyhisselatü vesselam Efendimiz'in izin ve icazetleri ile bütün ümmeti Muhammed'in terbiyesi hususu, kendisine Allah-u Telanin ihsani olur. Bu göreve memurlardir.

Böyle bir zâti serife, bu görev ihsan olunacagi zaman, Cenabi Zül Celal ve Tekaddes Hz.leri tarafindan Hizir Aleyhissselama isaretle:

“ Falan oglu filan kuluma, ihsan eyledim. Var müjde eyle” emri ile Hz. Seyyid-il Enbiya'ya gelir:

- Ya Resulallah! Ümmetinden filan oglu filana, Allah-u Teâlâ hilafeti ihsan buyurdu. Ne emriniz olur? der.

Fahr-i Âlem (sav) Efendimiz Hz.leri, Hizir (as)'a yesil bir hilat vererek;

- Var, bu hil'ati o zâta giydir ve kendisini alip buraya getir, diye emir buyurur.

Hizir (as), hil'ati alarak o zâta götürür ve:

- Rasulullah (sav) Efendimiz size selam etti. Bu hil'ati gönderdi. Tarafi Ilahiden size hilafet ihsan olundugunun müjdesi ile geldim. Buyurun sizi bekliyorlar, der.

O zât-i Serif; “Bas üstüne” diyerek, hiç beklemeden Rasulullah'in huzuruna varir ve görür ki; bir yüce divan kurulmustur. Kalem yazmaga, dil anlatmaga kaadir olamaz Hz. Peygamber Aleyhi vesellem Efendimiz, türlü mücevherler ve kiymetli taslarla bezenmis bir yüce kürsü üzerinde oturmaktadirlar. Saglarinda ve sollarinda bütün Enbiya-i-Izam ve Resulü Kiram aleyhimüsselatü vesselam, Cihari Yâri Güzin ve bütün ashabi kiram ridvanullahi aleyhim ecmaiyn Efendilerimizle, bütün pirler, kutuplar ve Ehlullah (ks) Hz.leri, her biri mertebelerine göre gayet süslü birer kürsü üzerinde oturmaktadirlar.

O anda; Hazreti Fahri Kâinat Efendimiz, huzuru saâdetlerine getirilen zât-i serif'i bizzat karsilarina alip teveccüh buyururlar. Bu teveccühlerinde, bütün fiillerini, sözlerini ve amellerini, yani siyret-i seniyyelerinin tamamini ihsan buyururlar ve kendi hallerini bütün, bütün giydirirler.

Daha sonra, o zâta mücevherle süslü yesil bir Hilat-i serif giydirerek, mübarek baslarina yine mücevherli bir Tac-i Serif koyarlar ve üzerine bir de mücevherli sorguç takip, buyururlar ki;

“ Cenabi Kadir-i Kayyum, tarafi ilahiyyesinden sana Mürsidi Kamillik ihsan buyurdular. Bizim dahi halifemizsin. Bütün ümmetimin terbiyesi, uhdene verilmis ve havale edilmistir.”

Daha sonra eline, terbiye aletlerinden bir cendere, bir kamçi, ayaktan ve boyundan baglamak için birer kement ihsan buyurur. ( Bunlar birer tabirdirler. Bunlari, dünya aletleri ile kiyaslamamalidir. Bu aletlerle terbiye edilmeleri gerekenler, batida olsalar, dogudan yetisip ayni anda icra buyurabilirler.)

O zâti serif için büyük mecliste hazirlanmis bulunan makami Mürsidi Kamil olan irsat postudur ki, ona oturmasi emrolunur ve esrefi mahlûkat (sav) Efendimiz Hz.leri, el kaldirarak bir yüce dua ederler;

Bismillahirrahmanirrahim

Allahümme yâ mâlik-er-rikab. Yâ müfettih-el-ebvâb.. Ve yâ müsebib-el-esbâb heyyi lenâ sebeben lâ nestatiy'u lehu taleben.. Allahümmec'alnâ mesguliyne bi-emrike âminiyne bi-ahdike âyisiyne min halkike ânisiyne bike müstevhisiyne an hayrike radiyne bi-kada'ike sâbiriyne alâ belâ'ike sâkiriyne le-ni'mâ'ike mütelezziziyne bi-zikrike ferihiyne bi-kitabike münâciyne bike fi ânâ'il-leyli ve etraf-in-nehâr mübgiziyne lid-dünya muhibbiynelil-âhireti müsyakiyne ilâ lika'ike müteveccihiyne ilâ cenâbike müsta'iddiyne lil-mevti.. Rabbenâ âtina mâ ve adtenâ alâ rüsûlike ve lâ tuhzinâ yevm-el-kiyameti inneke lâ tuhlif-ül-mi'âd..

Allahümmec'al tevfike refikenâ ves-sirat-el müstakime tarikenâ.. Allahümme evsilnâ ilâ makasidinâ ve tüb aleynâ inneke ent-et-tevvâb-ür-rahiym.. Allahümme bike asbahnâ ve bike emseynâ ve bike nahyâ vi bike nemûtü ve ileyk-el-masiyr.. Allahümme erinel-hakka hakkan verzuknâ ettiba'ahu ve erinel-bâtila bâtilen verzuknâ ectinâ-behu teveffenâ müzlimiyne velhiknâ bis-salihiyn.. Vedfâ'annâ serrez-zâlimiyne ve esriknâ fi dua-il-mü'miniyn.. Ve kinâ Rabbenâ serre mâ kadayte.. Allahümmagfir li-ümmeti Muhammed.. Allahümmansur ümmete Muhammed.. Allahümmerham ümmete Muhammed.. Allahüm-mahfaz ümmete Muhammed.. Allahümme ferric an ümmeti Muhammed.. Allahümme tecavez an ümmeti Muhammed.. Allahümme yâ Habib-et-tevvâbiyne tüb aleynâ ve yâ emân –el-ha'ifiyne âminnâ va yâ delil-el-mütehayyiriyne düllenâ ve yâ hâdiyeel-mudilliynehdinâ ve yâ giyas-el-tâ'recâ'enâ ve yâ râhim-el-asiyn-erhamnâ ve yâ gafir-el-münnibiyne igfir lenâ zünübenâ ve kefir annâ seyyi'atinâ ve teveffenâ mâ-al-ebrâr.. Allahümme nevir kulûbenâ.. Allahümmesrah sudurenâ.. Allahüme yessir umurenâ.. Allahümmestür uyubenâ.. Yâ hafiy-yel-eltâf neccinâ mimmâ nehaf.. Allahhemgfir lenâ ve valideynâ ve li-üstâzinâ ve li-mesâyihinâ ve li-ihvanina ve li-ashabinâ ve li- ahbabinâ ve li-asâ'irinâ ve li-kabâ'ilinâ ve limen lehu hakka aleynâ ve limen vessanâ bid-dua'il-hayri ve li-cemi-il mü'miniyne vel-mü'minât vel-müslimiyne vel-müslimât el-ahyâ'ü minhüm vel emvât.. Allahümmahvezna yâ feyyazü min cemi-il belâ'i vel-emrâz kâffeten bi-rahmetike yâ ehram-er-râhimiyn…

Efendimiz (sav) Hz.lerinin bu yapmis olduklari duaya orada bulunanlar (Âmin)diyerek ellerini yüzlerine sürüp (Fatiha) buyururlar.

Duadan sonra O zât-i serifin hilafet müddetince irsat edecegi zevattan, zamaninda ne kadari geçecekse ( Ehlullah, inabe alacak dervisleri) bu yüce mecliste Rasulullah'in huzuruna çagirilarak emir ve icazetleri ile o zâtin ellerini öperler ve kendisine biat ederler. Bu is tamamlandiktan sonra O Zât-i serife:

“ Var; ümmetimi diledigin gibi terbiye ederek Hakka ulastir”, diye izin ve ruhsat verilir.

Bu suretle, Rasulullah'in icazetiyle hücrelerine gelir ve otururlar, kendilerine ismarlanan memuriyetlerinin icrasi ile mesgul olurlar.

Kendisine ihsan olunan terbiye aletlerinden cendere tabir edilen, o zât-i serifin batininda bir alet olup (zahir cenderesi gibi degildir) ; belki, Allah-ü Teâlâ'nin ihsani olan Mürsid-i Kamilligin gerektirdigi bir keyfiyettir. Terbiye edilen kimse, doguda veya batida olsa, Mürsidi Kamil nuru ile kendisinden ziyade haline vakif olur ve o anda o kimsenin batinen el ve ayaklarini baglayip bir yere götürür. Yani tespih böcegi gibi tortop edip cenderenin içine koyar. Agzini sikica baglar ve bu hal ile sikar. Bunu zahirde görmek mümkün degildir. Içerisinin yagi erir. Bazisini kamçi ile bazilarinin el ve ayaklarina kement ile bag vurur gibi, bazilari da yular gibi boyunlarindan ve agizlarindan baglanirlar. Terbiyeleri neyi gerektiriyorsa öyle yaparlar.

O zât-i serif, zerreye varincaya kadar her seyi görür. Kendisi için örtülü, kapali bir sey yoktur. Bir müridi batida, bir müridi de doguda bulunsa ve kendileri de ortada bir yerde olsalar, müritlerinin ikisine birden Emr-i Hak vaki olup son demlerinde iblis bunlara musallat olsa, hilafet nuru ile bu hali görürler ve bunlari Iblis'in serrinden kurtarirlar.

O zâta göre kendisinden gizli bir sey yoktur. Ister yakin ister uzak ister gece ister gündüz olsun O'nun için birdir. Her kisinin haline vakiftir. Kisinin kendi halini kendisinden daha iyi bilirler. Nereye uzansa yetisir, nereye dilerse yakin veya uzak ayak basarlar. Göz açip kapayinca kadar, nereye dilerse ve neyi görmek isterse görürler. Onun için gizli ve sakli bir sey olmaz. Her yerde bulur ve bilirler. Herhangi yerde olursa hazir bulunur, kusur ve tecellisine göre terbiye ederler. Dilerse; bir müridini bir bakista “VASILI ILALLAH” eder. Etmediginin, mutlaka bir illeti ve hikmeti vardir. Bazilari, tez vakitte “VASILI ILALLAH” olurlar. Bazilari ise, uzun zamanda vuslat bulurlar. Zira o Zât-i serif daima, Rasulullah'in huzurunda bulunur. Bu sebeple, her ne ki diler ve islerse, Rasulullah'in izin ve ruhsati iledir. Kendiliginden bir sey dilemez ve islemez.

Iste bu hallerle hallenmis ve sifatlanmis olan zât-i Serif; bulunabildigi takdirde, bütün cisimleri altin haline getiren “KIBRIT-I AHMER” adi verilen olagan üstü kuvveti haiz cisim nevi'dendir.

Kaç Türlü Evliya Vardir?  
 

Evliya, üç türlü olur.

Birincisi;

Allah-u Teâlâ Hazretleri onu sever. Allah bilir, kendisi ise bilmez.

Ikincisi;

Hem Allah-u Teâlâ Hazretleri bilir, hem de kendisine bildirir.

Üçüncüsü ise;

Buna da Ulul Azam Evliya denir. Hem Allah-u Teâlâ Hazretleri bilir, hem kendisi bilir, hem de evliya oldugunu umuma bildirir.

Evliyalar iki hal üzere olurlar; birincisi Allah'i seven, ikincisi ise Allah'in sevdigi evliyadir. Birinci evliya durumunda olan yani Allah'i seven evliya; Belli bir yasa kadar hata islemis günah islemis, eskiya, harami, alkolik… gibi durumlarina pismanlik duyup tövbe etmis ve nefsi ile çetin mücadelelere girip, Allah'a dost olmustur.

Ikinci Evliya ise ezelden temiz gelir Cenabi Zül Celal Hz.lerine ve Habibine tam bir teslimiyet gösterir, Günahi Kebair'den ve gafletten uzak olarak büyür. Ilahi Muhafaza altinda olur. Bu tür evliyaya'da Allah'in sevdigi evliya denir.

 

SIS BURHANI  
 

 

Günümüz de, insanlarin tasavvuf ile ilgili aklina takilan konularin basinda gelenlerinden bir tanesi de sis burhanidir. Ancak, insanlar bu konu hakkinda yeteri kadar bilgi sahibi olmadiklari ve bu konuya karsi kesin sartlanmis olduklarindan, dolayi böyle bir burhani inkâr etme yoluna sapip, bilmeden hataya düsmektedir.

Bu sebeple sis burhaninin nasil ortaya çiktigini ve nereden geldigini Üstadimiz Kasım Baba (ks) Hz.lerinin ifadeleri söyledir;

Ahmed-el Rufai Hz.leri Hicri 555 (M. 1160) senesinde ilk hac vazifesini eda etmek için kutsal topraklara gider.

O yil hacca gelenler arasinda Sultan'ül Evliya Abdülkadir Geylani Hz.leri de vardir. Gavs-ül Azam Geylani (ks) Hz.lerinden baska birçok âlim, arif ve evliyaullahta hac vazifelerini yerine getirmek amaciyla orada bulunmaktadirlar.

Ahmed-el Rufai Hz.leri hac farizasini ifa ettikten sonra dedesi Resul-u Ekrem(sav) Efendimizin Kabr-i serifini ziyarete gider.

Medine-i Münevvere'ye yaklasinca ayaklarindan ayakkabilarini çikarir, yalinayak yürümeye baslar.

Bu hal ile Ravza-i Mutahhara'ya gelir. Rasulullah (sav) Efendimizin kabri önünde kibleye dönüp durur. Ve:

- Esselamü Aleyküm Ya Ceddi! diye selam verir. Selamina mukabil Fahri Kâinat Efendimiz (sav) kabr-i seriflerinden:

- Ve Aleyküm Selam Ya Veledi buyururlar.

Rasulullah Efendimizin, selami aldigina orada bulunan tüm hacilar isitir ve sahit olurlar. Bu hadiseden sonra kendinden geçen Ahmed-el Rufai Hz.leri dizlerinin üstüne oturur ve su beyti okur;

 

Uzakta iken gönderiyordum ruhumu

Benim vekilim olarak öpüyordu toprağını

Bu bedenlerin nöbetidir, simdi bedenler huzurda

Uzat elini nasibini alsın dudaklarım…

 

Iste bundan sonradir ki; orada bulunan tüm ariflerin, evliyalarin ve diger huccacin gözleri önünde Rasulullah (sav) Efendimizin nurlu eli görünür. Ve Ahmed-el Rufai Hz.leri o mübarek eli öpme serefine nail olur. Tam bu sirada aleni bir sekilde yasanan hadiseye, sahit olan huccac çigliklar atarak sevke gelirler. Elinde biçak tutanlar, ellerini keserler. Kimi kilicini kendine saplar. Kimide o halin saskinligindan önünde duran atese elini koyar. Fakat Allah-ü Teâlâ Hz.lerinin lütfu ilahiyesi ile ne biçaklar, ne kiliçlar keser, ne de atesler yakar. Bu hadisenin ask ve muhabbetinden Rufai Hz.leri yüksek bir sesle:

- Benim üzerimi çigneyin, deyince, Orada bulunan Gavs-ul Azam Abdülkadir Geylani Hz.leri:

- Ya Ahmed Rufai! Allah'a dua et, yolunun delili olsun der.

Rufai Hz.leri hemen ellerini semaya açar, Cenab-i Zül Celal Hz.lerine söyle dua eder:

“ Ya Rabbi! Bu bahsettigin olayi kiyamete kadar benim dergâhima delil olarak ihsan eyle, bu benim dergâhimin burhani olsun.” Ve Bi Iznillahi Teâlâ duasi makbul ve kabul olur.

Bu burhanlarin Müslümanlara ve tüm insanlara büyük faydasi olmaktadir. Mesela Kur'an-i Kerimde Hz. Ibrahim (as)'in atese atildigi fakat Allah'in emriyle atesin onu yakmadigi beyan olunmaktadir. Müslümanlarin atesin yakmadigini, zikrullahla beraber sergilemeleri, Hz. Ibrahim (as)'in mucizesini günümüze tasimakta ve ona olan inancimizi kuvvetlendirmektedir.

Hz. Ismail'i kurban ederken, Hz. Ibrahimin biçagi bogazina bastirdigi halde kesmedigine yahut bir harpte gözüne isabet eden okla gözü çikan sahabinin gözünü, Hz. Peygamberin (sav) tamir ettigine her Müslüman inanir. Ama bunda tereddüt eden birisini Rufailerin Sis burhanina götürdügünüz zaman hakikati kabul edecektir.

Su iyi bilinmelidir ki; Bu tür burhanlarin cümlesi Ahmed-el Rufai Hz.lerine aittir. Onun hürmetine, duasi kabul olundugundan dolayi gerçeklesmektedir.

Üstadimiz Kasım Baba Hz.leri buyurdular ki:

“Bu burhanlarin duasi vardir ve burhanin verilmis oldugu kisi burhani (duasini ögretmek suretiyle) bir baskasini da verebilir. Burhanin verildigi kisi eger Hak'dan ayrilmis bir halde olsa bile ondan bu burhan geri alinmaz ama artik onun yaptigi istidraç olur. Bundan dolayi sis burhanini ancak Seriati düzgün Ahlaki güzel Kamil zâtlar tarafindan yapilir, bu zâtlarin haricinde, günahtir ahirette azabi elime duçar olurlar.”

 

 

.